|
İZMİR
ARKEOLOJİ MÜZESİ
İzmir'de ilk arkeoloji müzesi üç
senelik eser toplama ve derleme çalışmalarından sonra
1927 yılında Basmane semtinde bulunan Ayavukla (Gözlü)
Kilisesi'nde ziyarete açılmıştır. 1951 yılında Kültür
parkta ikinci bir arkeoloji müzesi daha hizmete girmiştir.
Çevresindeki
antik kentlerden gelen eserlerin yoğun olmasından dolayı
yeni bir müzeye ihtiyaç duyulmuştur.
Bunun üzerine Konak'ta Bahribaba Parkı
içinde 5000 m²lik bir alanda yeni ve modern bir müze
binası inşa edilerek 11 Şubat 1984 yılında ziyarete
açılmıştır.
Müze
teşhir salonları, laboratuvarları, depoları, fotoğrafhanesi,
kitaplığı, konferans salonu ile her türlü ihtiyaca cevap
verebilecek şekilde düzenlenmiştir. Eserler müze binası
içinde ve bahçede olmak üzere 1500 üzerindedir.
Üç katlı olan müze binasında teşhir,
bölümler halinde hazırlanmıştır.
En
Üst Kat Teşhir Salonları:
Müzenin
bu salonun birinci galerisindeki eserler Batı Anadolu'nun
çeşitli yerlerinde bulunmuştur. Cam, bronz, yüzük taşları
ve pişmiş topraktan yapılmış heykelcik, çanak çömlek
ve kandil gibi küçük boydaki eserler gruplandırılarak
vitrinlerde sergilenmiştir. Bunlar tarih öncesi çağlardan
Bizans dönemi sonuna kadar kronolojik bir düzen içerisinde
yer almıştır. Eserlerin buluntu yerleri kesin olarak
bilinmemektedir. Bu eserler müzeye bağış, müsadere,
satın alma yollarıyla kazandırılmıştır.
Teşhir
salonunun galerisindeki eserler kesin olarak bilinen
ve bilim adamları tarafından yapılan arkeolojik kazılar
sonucu ortaya çıkmış eserlerdir. Bunlar da eğitici ve
öğretici olması amacıyla kendi içindeki kronolojik düzen
içerisinde sergilenmiştir. Bu kısımdaki eserler, Eski
İzmir, Çandarlı, Myrina, Foça, Erythrai, Lasos antik
kentlerinde yapılmış olan arkeolojik kazılarda ortaya
çıkmış eserlerdir.
Ayrıca aynı katta hazine dairesi bulunmaktadır.
Bu bölümde ise altın mezar hediyeleri cam ve bronz eserleri
Halikarnas'da bulunmuş olan bronz Demeter'i görebiliriz.
Vitrinlerin bir kısmı Yunan ve Roma devirlerine ait
altın sikkeler ile Venedik Düka'lığı sikkeleriyle düzenlenmiştir.
Orta
Kat Teşhir Salonu:
Müzenin giriş katı olan bu katta mermerden
yapılmış heykel ve büstler ile heykel başı portreler
sergilenmektedir. Salondaki bu eserler üst katta olduğu
gibi kronolojik bir düzen içerisindedir. Salonlarda
bulunan 8 adet vitrin içerisinde, yine mermerden yapılmış
küçük boyutlardaki eserler kendi aralarında gruplandırılarak
teşhir edilmiştir.
Salonun girişindeki Erythrai'de bulunmuş
olan Kore Heykeli antik çağdaki büyük boy mermer heykellerin
ilk örneklerinden olması nedeniyle Kyme'de bulunmuş
olan Bronz Atlet Heykeli ise, bulunan ender bronz örnekler
olduğundan ayrı bir önem taşımaktadır. Bu salon eserleri
ile Batı Anadolu'yu tam anlamıyla temsil etmektedir.
Alt
Kat:
Bu katın bir bölümü mezar kültürlerine
ayrılmıştır. Diğer bölümlerde çeşitli tarihlerde pişmiş
toprak ve mermerden yapılmış lahitler ve mezar stelleri
sergilenmektedir. Lahitler arasında antik dünyada lahitleriyle
ün yapmış, pişmiş toprak Klazomenai lahitleri görülebilir.
Salondaki geç Helenistik mezar stelleri dünyanın en
zengin koleksiyonlarındandır. Helenistik devrin önemli
yapılarından ''Belevi Mezar Anıtı'' tavan kaset kabartmaları
da bu salondadır. Salon sonunda artık tamamen İzmir
kentinin merkezinde kalmış olan, Agora Ören Yeri'nde
bulunan Poseidon, Demeter ve Artemis'den meydana gelen
yüksek kabartma heykel grubu güzel olduğu kadar İzmir'de
bulunmuş olması nedeniyle salonun çarpıcı örnekleri
arasında yer alır. Bu görünümü ile İzmir Arkeoloji Müzesi,
Batı Anadolu'nun Prehistorik çağlardan bugüne kadar
geçirdiği uygarlıklar ve kültür dönemleri hakkında yeterince
bilgi vermektedir. Ayrıca antik devirlerin sanat anlayışını
ve bu alandaki üstünlüğünü de örnekleriyle sergileyen
Türkiye'nin belli başlı müzeleri arasında yerini alır.
İZMİR
ETNOGRAFYA MÜZESİ
Bina,
19. yüzyılda Neoklasik tarzda, meyilli bir teras üzerine
inşa edilmiştir. Bunun 1831 yılında ilkin hastane olarak
(St Roch Hastanesi) kullanıldığı; 1845 yılında Fransızlar
tarafından onarılarak fakir Hıristiyan aileleri için
bir bakımevine dönüştürüldüğü bilinmektedir. Aynı bina
daha sonra Hıfzısıhha Müessesesi ve Sağlık Müdürlüğü
hizmet binası olarak kullanılmıştır. 2 Aralık 1984 tarihinde
Kültür ve Turizm Bakanlığı'na etnografya müzesi olarak
düzenlenmek üzere devredilmiştir.
İzmir'de
etnografik eserler 29 Ekim 1978 tarihinden itibaren
İzmir Atatürk ve Etnografya Müzesi'nin alt katında teşhir
edilmekte idi. Daha sonra 1985-1987 yıllarında restore
edilen eski sağlık müdürlüğü binası etnografya müzesi
olarak hizmete sunulmuştur.
Müze
binası zemin kat üzerine üç katlı olarak inşa edilmiştir.
1. ve 2. katları teşhir salonları 3. kat depo, laboratuvar,
fotoğraf stüdyosu ve büro olarak hizmete sunulmuştur.
Teşhirinde
İzmir ve yöresinin 19. Yüzyıl'daki sosyal yaşamından
kesitler verilmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle, endüstrileşme
ile birlikte bugün artık yok olmaya yüz tutmuş, tenekecilik,
nalıncılık, çömlekçilik, gözboncukçuluğu, tahta baskıcılık,
halı dokumacılığı, urgancılık, keçecilik ve saraciye
gibi el sanatlarımız sergilenerek tanıtılmaktadır.
1.
Kat Teşhiri: Sağda 1. bölümde: 19. Yüzyıl misafir
odası, el işlemeleri, hamam takımları ile 2. bölümde:
Gözboncuğu fırını ve örnekleri, İzmir İli'nin ilk Türk
eczanesi (İttihat Eczanesi), keçecilik, nalıncık ve
tenekecilik sergilenmiştir. İzmir'in meşhur şerbetçisi
(Demirhindi) bu bölümde yaşadığı yüzyıldan ziyaretçilere
teşhir edilmektedir. 3. bölümde: Menemen çömlek çarkı
ve mamülleri, saraciye, deve ve deve güreşleri, halk
oyunları, efe ve efe giysileri tanıtılmıştır. Salonların
iç kısımlarında yer alan koridordaki gömme vitrinlerde
para keseleri, sedef kakmalı eşyalar, cam ve el işlemeleri
teşhir edilmiştir.
2.
Kat Teşhiri: 1. bölümde: 19. yüzyıl gelin odası,
gelinliklerin vitrini, oturma odası, sünnet odası ve
mutfak malzemeleri, 2. bölümde: Ege Bölgesi gelin başları,
kadın süs eşyaları, Osmanlı Devri sikkeleri, el yazması
kitaplar ve yazı takımları teşhir edilmiştir.
İZMİR
ATATÜRK MÜZESİ
İzmir,
1. Kordon (Atatürk Caddesi) üzerindedir ve 1875-1880
yıllarında halı tüccarı Takfor tarafından ev olarak
yaptırılmıştır. 9 Eylül 1922'de sahibi tarafından terkedilmiş
ve hazinenin mülkiyetine geçirilmiştir. İzmir'e giren
Türk ordusu burasını karargâh olarak kullanmıştır. 17
Şubat 1923'te İzmir İktisat Kongresi toplandığında Atatürk
şahsi çalışmalarını burada yürütmüştür. Kongre bitiminde
karargâh bu binadan taşınmış ve hazine binayı Naim Bey'e
otel olarak kullanmak üzere kiralamıştır. 16 Haziran
1926'da İzmir'e gelen Atatürk, İsmet Paşa ile birlikte
Naim Palas'ta kalmıştır. 13 Ekim 1926'da bina İzmir
Belediyesi tarafından satın alınmış ve bazı yeni eşyalar
da konularak Atatürk'e hediye edilmiştir. Atatürk 1930-1934
yılları arasında İzmir'e her gelişinde hep bu evde kalmıştır.
10 Kasım 1938'de Atatürk'ün vefatı üzerine, ev kızkardeşi
Makbule Baysan'a veraset yoluyla intikal etmiştir. 25
Eylül 1940'ta İzmir Belediyesi binayı müze yapmak üzere
istimlak etmiştir. Atatürk'ün İzmir'e gelişinin 19.
yılına rastlayan 11 Eylül 1941 tarihinde müze törenle
halka açılmıştır.
5
Ekim 1962 tarihinden itibaren müze "Atatürk İl Halk
Kütüphanesi ve İzmir Şehri Atatürk Müzesi" adını almıştır.
28 Aralık 1972'de Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı'nın
12088 sayılı yazıları ile binanın mülkiyeti İzmir Arkeoloji
Müzesi'ne verilmiştir. Restore ve tanzim edilerek 29
Ekim 1978'de törenle "Atatürk ve Etnografya Müzesi"
olarak ziyarete açılmıştır. Müzedeki etnografik eserler
13 Mayıs 1988'de açılan yeni Etnografya Müzesi'ne taşındıktan
sonra müzenin adı "Atatürk Müzesi" olmuştur.
Bina
Osmanlı ve levanten mimarisi karışımından meydana gelen
Neoklasik tarzda bir yapıdır. Bodrum, zemin, 1. kat
ve çatı katından oluşmaktadır. Dikdörtgen planlı arka
cephesi revaklı, avlulu 852 m²lik bir alanı kaplayan
kârgir bir yapıdır. Ön cephede 1. katta cumbası vardır.
Tüm
zemin kat tabanı büyük boy mermer plakalarla döşelidir.
Salonda yerde 34,5 m²lik Uşak halısı, sağ ve sol nişlerde
mermer heykeller, büyük kristal ayna ve Atatürk büstü
vardır. Sağ ve soldaki odada ve küçük salonda 19. yüzyıl
stili nefis şömineler vardır. Birinci kata çıkan merdivenlerin
başında aplik görevi yapan 2 adet tunç şövalye heykelciği
vardır. Merdiven sahanlığında büyük Atatürk portresi
asılıdır.
1.
katta Atatürk'ün kullanım odaları bulunmaktadır. Bunlar:
Toplantı salonu, çalışma odası, yatak odası, misafir
odası, berber odası, muhafız odası, bekleme-kabul odası,
kütüphane, yemek odası ve banyodur. Toplantı salonunda
ortada yeşil çuhalı rulet masası ve etrafında 12 adet
Cosmos marka sandalye yer almaktadır. Salon duvarlarına
dayalı 10 adet küçük boy maun sandalyelerin arkalıklarındaki
çini plakalar üzerinde Shakaspeare'nin eserlerinden
kimi sahneler canlandırılmıştır. Yatak odasında maun
karyola, 2 komidin, 2 kadife koltuk, 1 kanepe, 1 şezlong,
1 markiz, 3 dolap vardır. Yatak odaları günün modasına
göre döşenmiştir. Kütüphanede Fransızca bir ansiklopedi
bulunmaktadır. Çalışma odasında meşe kaplama çalışma
masası ve onun üzerinde Atatürk'ün kullandığı yazı takımı
vardır. Odalar bronz dolama heykeller, vazolar ve yağlıboya
tablolarla süslenmiştir. Yerde Isparta ve Uşak halıları
serilidir.
İZMİR
- AGORA
Agora
etimolojik olarak şehir meydanı, çarşı, pazar yeri demektir.
Ticarî, adlî, dinî, siyasî fonksiyonları olan agora,
sanatın yoğunlaştığı, felsefenin temellerinin atıldığı;
stoaların, anıtların, sunakların, heykellerin bulunduğu
yerdir. Tüccarların kalbidir.
İzmir'in
Namazgâh semtinde bulunan agora, Roma Döneminden (M.S.
2. yüzyıl) kalmadır ve Hippodamos şehir planına göre
merkeze yakın yerde üç kat halinde inşa edilmiştir.
İzmir agorası İon agoralarının en büyük ve en iyi korunmuş
olanıdır.
1932-1941
yılları arasında Rudolf Naumann, Prof. F. Miltner ve
İzmir Efes müzeleri müdürü Selahattin Kantar tarafından
yapılan ilk dönem kazılarla büyük bir bölümü ortaya
çıkarılan İzmir agorasının, dikdörtgen formda, ortada
geniş (120 x 180 m) bir avlu etrafında sütun ve kemerler
üzerine inşa edilmiş üç katlı ve önünde merdiveni olan
bileşik bir yapı olduğu anlaşılmıştır.
Uzun
yıllar aradan sonra Kültür Bakanlığı'nın izni, İzmir
Valiliği ile Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü'nün işbirliğiyle
agorada son dönem kazıları 5 Ağustos 1996 tarihinde
başlatılmıştır.
Agora'nın
güneydoğu yönünde, 1980'li yıllarda yanan Misak-ı Milli
İlkokulu'nun ihata duvarı yıkılıp 2835 m²lik bu alanın
agoraya katılmasıyla agoranın alanı 16590 m²ye çıkmıştır.
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin sponsorluğunda devam
eden agora çalışmaları; agora meydanı, kuzey kapısı
bazilika altı, batı yapısı (stoa), antik çarşı olmak
üzere beş yerde kazı, restorasyon, arkeolojik temizlik
ve çevre düzenlemesi şeklinde sürdürülmektedir.
Söz
konusu çalışmalarda agoranın kuzey kapısının bulunmasıyla
en önemli iş gerçekleştirilmiştir. Burada bulunan Tanrıça
Vesta kabartmasının ilk dönem kazılarda çıkarılan Zeus
sunağı kabartmalarının devamı olduğu anlaşılmıştır.
Ayrıca Tanrı Hermes, Dionysos, Eros, Herakles heykelinin
yanı sıra pek çok erkek-kadın-hayvan heykeli, baş, kabartma,
figürin vb. mermer, taş, kemik, cam, maden ve pişmiş
topraktan eserler ele geçirilmiştir. Burada yeni bulunmuş
yazıtlar M.S. 178 yılındaki İzmir depreminde kente yardım
edenler hakkında bilgiler vermektedir.
SELÇUK
EFES MÜZESİ
T.C.
Kültür Bakanlığı adına Efes'teki arkeolojik araştırmalardan,
düzenleme, kontrol ve koruma çalışmalarından sorumlu
olan Efes Müzesi, Efes ve yakın çevresinde bulunan Miken,
Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu
ve Osmanlı devirlerine ait önemli eserlerin yanı sıra
kültürel faaliyetleri ve ziyaretçi kapasitesi ile de
Türkiye'nin en önemli müzelerinden biridir.
Efes'teki
ilk arkeolojik kazılardan sonra 1929 yılında depo işlevinde
kurulmuş, 1964 yılında yeni bölümün inşası ile genişleyen
Efes Müzesi sonraki yıllarda sergi değişiklikleri ve
yeni ekler ile sürekli gelişmiştir.
Efes
Müzesi'nin ağırlıklı olarak bir antik kentin eserlerini
sergileyen müze olması nedeniyle kronolojik ve tipolojik
bir sergileme yerine eserlerin buluntu yerlerine göre
sergilenmeleri tercih edilmiştir. Buna göre salonlar
Yamaç Evler ve Ev Buluntuları Salonu, Sikke ve Hazine
Bölümü, Mezar Buluntuları Salonu, Efes Artemisi Salonu,
İmparator Kültleri Salonu olarak düzenlenmiştir. Bu
salonların yanı sıra müze iç ve orta bahçelerinde çeşitli
mimari ve heykeltraşlık eserleri bahçe dekoru içinde
ve uyumlu olarak sergilenmektedir. İki büyük Artemis
heykeli, Eros başı, Yunuslu Eros heykelciği, Sokrates
başı, Efes Müzesi'nin dünyaca tanınmış eserlerinden
bazılarıdır.
Efes
Müzesi koleksiyonlarında halen yaklaşık 50.000 eser
bulunmaktadır. Bu sayı her yıl sürdürülen arkeolojik
kazılar sonucu ortaya çıkarılan veya çevre halkının
bağış yoluyla getirdiği eserler ile artmakta, müze koleksiyonları
zenginleşmektedir. Bu eserlerin kısa süre içinde bilim
dünyasının ve insanlığın hizmetine sunulması düşüncesiyle
Efes Müzesi'nde "Yeni Buluntular Salonu" oluşturulmuştur.
Ancak, bu salon her zaman yeterli gelmemekte, diğer
salonlardaki sergilemelerin de yeni buluntular ışığında
ve çağdaş müzecilik anlayışına uygun olarak yenilenmesi
gerekmektedir.
Bu
anlayışa uygun olarak Yamaç Evler ve Ev Buluntuları
Salonunda yapılan yeni düzenlemede buluntu gruplarını
bir arada sergileyerek konu bütünlüğü oluşturulması
amaçlanmıştır. Salonda günlük yaşam konusu içinde her
çağdaki insan için vazgeçilmez gereksinimler olan tıp
ve kozmetik aletleri, takıları, ağırlıklar, aydınlanma
araçları, müzik ve eğlence buluntuları ve dokuma araçlarından
örnekler; ev kültü ve dekorasyonunda kullanılan heykelcikler,
imparator ve tanrı heykelleri, büstleri ve mobilyalar
sergilenmektedir. Salonun bir bölümünde Efes Yamaç Evler'den
"Sokrates Odası" olarak bilinen bir oda fresk, mozaik
ve çeşitli mobilyalardan oluşan dekoru içinde foto-mankenler
ile düzenlenmiştir.
Efes
Müzesi'nin müze, Efes ve Selçuk içinde yeni düzenlemeler
sonucu ziyarete açılan yeni bölümleri;
1-
Arasta ve Hamam Bölümü: Müzenin orta bahçesine bitişik,
müze ile bütünlük oluşturan bölümde eski Türk kasabalarında
ticaret hayatı ve kaybolmaya yüz tutan çeşitli el sanatları
canlı olarak sergilenmektedir. Tarıma bağlı yöresel
yaşamda önemli yer tutan tahıl öğütme sistemi (değirmenler)
gelişimi ve farklı tipleri ile; bakırcılık ve gözboncuğu
yapımı; Türk çadırlarının sergilendiği bölüm içinde
eski Türk yapısı ve 16. yüzyıla ait Osmanlı hamamı da
restore edilerek sergi alanında değerlendirilmiştir.
2-
Ayasuluk Kitaplığı: Efes Müzesi'nin arka sokağı
içindeki eski bir Türk yapısı (14. yüzyıl) müze tarafından
restore edilmiş ve semt halkının günlük gazete veya
kitap okuyabileceği küçük bir kitaplık işlevi kazandırılmıştır.
3-
Görme Engelliler Müzesi: Efes aşağı Agoradaki antik
dükkânlardan biri restorasyonu yapılarak görme engellilerin
gezebileceği bir müzeye dönüştürülmüştür. İki bölümden
oluşan bu müzede kopya ve orijinal eserler sergilenmektedir.
BERGAMA
MÜZESİ
Carl
Humman ve Alexander Conze yönetiminde 1878 yılında Bergama'da
başlayan arkeolojik kazıların sonucunda, 1900-1913 yıllarında
akropolde yapılan kazılar sırasında bugünkü Alman Kazı
Evi yanında bir depo müzesi yapılmıştır. Bu depo o dönemde
Türkiye'deki iki arkeolojik eser deposundan biridir.
I. Dünya Savaşı nedeniyle ara verilen Bergama'daki kazılara
1927 yılında Theodor Wiegand başkanlığında yeniden başlanmıştır.
Aynı yıl akropol kazılarına ek olarak Asklepieion'da
kazıların başlamasıyla birlikte eserler çoğalmış ve
yeni bir müze binasına gereksinim duyulmuştur.
1932
yılında Bergama'ya gelen Mareşal Fevzi Çakmak konuyla
yakından ilgilenmiş, ziyaretinden sonra yeni bir müze
kurulması için emir vermiştir. Türk-Alman işbirliği
ile gerçekleştirilmesi planlanan yeni yapı için eski
bir mezarlık olan bugünkü yeri uygun görülmüştür.
Mimarlar
Bruno Meyer ve Harold Hanson tarafından planlanan proje
1932 yılı sonunda bitmiş, İzmir Valisi Kazım Dirik'in
istemiyle 1933 yılında temel kazma çalışmalarına başlanmıştır.
13 Nisan 1934 tarihinde Bergama'ya ziyareti esnasında
bir sağlık merkezi olan Asklepieion'u da gezen Mustafa
Kemal Atatürk, müze binasının yapımının da devam ettiğini
görmüştür.
Yapımı
tamamlanan Bergama Müzesi 30 Ekim 1936 tarihinde, İzmir
Valisi Fazlı Güleç tarafından ziyarete açılmıştır. Müze
binası, geniş ve etrafı galerilerle çevrili enlemesine
yerleştirilmiş dikdörtgen bir avlu ile bu avlunun arkasında
yine enlemesine yer alan dikdörtgen teşhir salonundan
oluşmaktaydı. Avlunun galerileri açık hava müzesi için
uygun olduğundan eserler burada sergilenmiştir.
1924
yılında Bergama Halk Evi binasında Etnografya ve Arkeoloji
Müzesi'nin faaliyete geçmesiyle birlikte arkeolojik
eserler de yeni müze binasına taşınmıştır. Etnografik
eserler ise, ek binanın yapımından sonra, 1979 yılında,
bugünkü müze binası içine alınmıştır. Yapılan ek bina,
avlu ve teşhir salonunun bulunduğu kısmın yanına enlemesine
yerleştirilmiş dikdörtgen planda olup girişi avludan
salona açılan bir kapı ile sağlanmaktadır. Müzenin boş
bırakılmış olan diğer yanı ile arka kısmına da sonradan
depo, laboratuar, fotoğrafhane, arşiv gibi birimler
eklenmiştir.
Müzedeki
Erken Tunç Döneminden Bizans Dönemine kadar değişik
dönemlere ait arkeolojik eserlerin çoğu Bergama ve çevresinde
yapılan kazılardan çıkmıştır.
Civardaki
antik yerleşimlerden çıkan buluntular içinde Pergamon
heykeltraşlık ekolüne ait örnekler, Pitane ve Gryneion'dan
gelen Arkaik Dönem buluntuları, Myrina terracottaları
dikkat çekmektedir. Etnografya bölümünde bölgeye ait
halı, kilim (Yuntdağ, Yağcıbedir, Kozak Bergama dokumaları),
kumaş dokuma örnekleri, el işlemelerinin yanı sıra Anadolu'nun
diğer yörelerine ait el emeği eserler de sergilenmektedir.
ÇEŞME
MÜZESİ
Çeşme
İlçesi'nin görülmeye değer tarihi ve kültürel değerlerden
biri de Çeşme Kalesi'dir. Çeşme Kalesi Sultan II. Beyazıt
Döneminde 1508 yılında inşa edilmiştir. Aydın Valisi
Mir Haydar tarafından Mimar Ahmet oğlu Mehmet'e yaptırılmıştır.
Günümüze
kadar çok iyi bir şekilde korunarak gelen kale içinde
Çeşme Arkeoloji Müzesi yer almaktadır. Çeşme Müzesi
ilk defa 1965 yılında İstanbul Topkapı Müzesi'nden getirilen
silahlarla silah müzesi olarak ziyarete açılmış olup,
1984 yılına kadar böyle devam etmiştir. Müzede bulunan
silahlar salondaki aşırı nemden dolayı oksitlenerek
bozulmaya başladığından, İzmir Arkeoloji ve Ödemiş müzelerine
devredilmiştir. Aynı teşhir salonu düzenlenerek 1964
yılından beri devam eden Ildırı (Erythrai) antik şehrinde
yapılan kurtarma kazılardan elde edilen eserler sergilenmektedir.
Pişmiş
topraktan yapılmış olan tanrı ve tanrıça heykelleri,
büstler, mermer heykeller, gümüş ve bronz sikkeler,
altın varak, amphoralar gibi eserler sergilenmektedir.
Ayrıca
Ildırı köyünde bulunan Erythrai antik şehrinde yapılan
kazı ve araştırmalar sonucunda ortaya çıkarılan askeri
ve sivil yapıları bulundukları yerde sergilenmekte ve
ücretsiz olarak ziyaret edilebilmektedir.
ÖDEMİŞ
MÜZESİ
Kuzeyde
Bozdağlar ile, güneyde Aydın Dağları arasında uzanan
Küçük Menderes Nehri'nin suladığı verimli bir ovada
yer alan Ödemiş'te bir müze kurulması fikri 1974 yılında
oluşmaya başlamıştır. Eski eser koleksiyoneri olan Mutahhar
Başoğlu'nun biri 1816 m² diğeri de 956 m² olmak üzere
toplam 2772 m² lik arsasını, 1975-1976 yıllarında müze
binası yapılmak üzere hazineye bağışlamış ve müzenin
kuruluşuyla ilgili ilk teşebbüs böyle gerçekleşmiştir.
Müze
binasının inşaatına 1977 yılında başlanmış, 1983 yılında
da tamamlanmıştır. Ödemiş Müzesi'nin yapımından önce
yöreye ait eserler İzmir Arkeoloji Müzesi ve Tire Müzesi'nde
korunmaya alınmış bulunuyordu. Müzenin yapımını müteakip
bu eserler her iki müzeden devir alınmıştır. Diğer taraftan
kronolojik bütünlüğü sağlamak amacıyla ihtiyaç duyulan
arkeolojik ve etnografik eserler ile sikke örnekleri
çeşitli müzelerden seçilmiş ve Ödemiş Müzesi'ne intikal
etmiştir.
Bodrum
kat üzerine bir zemin kattan ibaret olan ve çadır formu
verilerek yapılan müze tek bir salondan oluşmaktadır.
Etnografya Müzesi olarak yapılan binada mevcut etnografik
malzemelerin yanı sıra bölgeye ait arkeolojik eserler
de teşhir edilmektedir. Arkeolojik bölümde ; çoğunluğu
Eski Tunç Çağı'na (M.Ö. 3000), Arkaik (M.Ö. 700-480)
Klasik (M.Ö. 30-M.S. 395) ve Bizans (M.S. 395-1453)
çağlarına ait eserler teşhir edilmektedir. Bu eserler
seramikler, idoller, keski ve baltalar, ağırşaklar,
kandiller, bronz eserler, cam eserler, süs eşyaları,
pişmiş toprak heykelcikler, mermer heykel ve heykelciklerdir.
Bu
bölümde ayrıca Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuk ve
Osmanlı Dönemlerine ait 2545 adet sikke bulunmaktadır.
Etnografik bölümde; çoğunluğu Osmanlı dönemine ait çeşitli
silahlar, bakır ve gümüş eşyalar, cam eserler, süs eşyaları,
el işlemeleri, giysi örnekleri sergilenmektedir. Müzede
Türkiye Cumhuriyeti Dönemine ait el sanatlarına ilişkin
örnekler de mevcuttur.
Ödemiş
Müzesi'nde kolleksiyoner Mutahhar Başoğlu tarafından
hibe edilen bir grup arkeolojik ve etnografik eser ile
birlikte satın alma yoluyla elde edilenler toplam 4458'e
sergilenmektedir.
BİRGİ
ÇAKIRAĞA KONAĞI
Ege
Bölgesi'ne özgü mimari üslubu günümüze kadar korunmuş
ender konaklardan birisidir. Konağın inşaatının 1761
yılında Şerif Aliağa tarafından başlatıldığı bilinmektedir.
Ancak konağın zengin, renkli ve süslemeli stili, tezyinatının
19. yüzyılın ilk yarısında yapılmış olduğunu göstermektedir.
Üç
katlı, dış sofalı, çift köşk odalı olan konağın zemin
kat duvarları taş örgü, orta ve üst kat duvarları ise
ahşap çatkı içine dolgu tekniği ile inşa edilmiştir.
Bir
iç bahçesi olan konağa geniş ahşap iki ayrı kapıdan
girilmektedir. Taş plakalarla kaplı zemin katta, hizmetli,
bekçi, misafir kabul yeri, ahır ve samanlık bulunmaktadır.
Zemin kattan yukarıya tırabzanlı ahşap merdiven ile
çıkılmaktadır. Diğer katlara göre alçak tavanlı, kışın
kullanılan ara katta, beş oda ve tuvalet bulunmaktadır.
Orta kat salonundan yine ahşap, iç merdiven ile yazın
kullanılan yüksek tavanlı, üst kata çıkılır. Üst katın
planı ara katta olduğu gibi açık sofalı ve uzun dikdörtgen
planlıdır. İki sekili, iki çıkmalı, iki köşk odalıdır.
Ayrıca eyvan ve taht köşk de mevcuttur. Üst katın tavan
ve duvarları, zengin bitki ve meyve motifleri, şehir
panoramaları ile süslüdür. Pencereler altta düz, üstte
kemerli vitray olmak üzere iki sıra halinde aydınlatmayı
sağlamaktadır.
18.
yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen ve resim stilinden
de 19. yüzyılın ilk yarısında tezyinatının yapıldığı
anlaşılan konak özellikle ahşap işçiliği ve panoramalarıyla
dikkati çekmektedir. Bu süslemeler hiç bozulmadan günümüze
kadar ulaşmıştır.
Yakın
tarihe (1950) kadar konut olarak kullanılmış olan konak
daha sonra Kültür Bakanlığı'na devredilmiştir. 1977
yılında onarımına başlanan konağın çevresindeki bazı
evlerin kamulaştırılması ise 1983 yılında gerçekleştirilmiştir.
İç düzenleme ve teşhire yönelik çalışmaların tamamlanmasından
sonra konak 1995 yılında ziyarete açılmıştır. Ziyarete
açık olan bir başka yer de konağın yanı başındaki şark
evidir.
TİRE
MÜZESİ
Müzede
taşınır kültür varlıkları iki salonda teşhir edilmektedir.
Arkeoloji salonunda M.Ö. 3500 ile M.S. 1100 yıllarına
ait heykeller, mezar stelleri, mermer masa ayakları,
mermer ve pişmiş toprak lahitler, cam eserler, pişmiş
toprak yağ kandilleri, kronolojik sıra ile sikkeler,
bronz yağ kandilleri, elektron ve gümüş sikkeler ile
pişmiş toprak heykelcik parçaları ile çocuk heykelleri
sergilenmektedir. Etnografya salonunda ise el yazması
Kur'an-ı Kerim'ler, yazı takımları, erkek ve kadın ceketleri,
karyola örtüleri (iplik ve sim işli), çeyiz sandıkları,
nalınlar, hamam ve şifa tasları, gümüş kadın ziynet
eşyaları, Avrupa kökenli olup Osmanlı Döneminde kullanılan
seramikler, çeşitli dönem savaş aletleri, derviş ve
zaviye eşyaları, Çanakkale seramikleri, tablolar, halılar,
kilimler ve vitray pencereler sergilenmektedir. |